Dün Türkiye gündemi, Resmi Gazete’de yayımlanan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldığının açıklandığı haberle çalkalandı. Peki nedir İstanbul Sözleşmesi’nin amacı? Birkaç maddeyle özetlemeye çalışalım hadi… Kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik politikalar belirlenmesi ve uygulanması, sivil toplum örgütlerinin ve medyanın bu farkındalığın artırılması noktasında teşvik edilmesi, şiddet eylemlerinin önüne geçmek ve tekrarlanmasını engellemek amaçlı hukuki ve diğer önlemlerin alınması, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın önüne geçmek için işbirliği yapılması, ve buna benzer kadına eşit yaşama hakkı veren birkaç madde daha…

Kadına Şiddete Hayır

Konunun hem toplumsal hem de siyasi boyutuyla ilgili tabi ki fikirlerim var; fakat endişelenmeyin, okuyacağınız yazının amacı basketbol sayfamıza siyaset katmak, politikacıların işlerine haddimiz olmayan şekilde burnumuzu sokmak değil. Fakaaaaat… Dönelim bu hafta içi Euroleague Women çeyrek finalinde yaşanan Fenerbahçe – Galatasaray ezeli rekabetine. Fenerbahçe Öznur Kablo’nun 17 sayı farkla kazandığı ilk maç ardından ikinci maçı 10 sayı farkla kaybetse de Euroleague Women Final-Four’una yükseldiği seri ardından en çok konuşulan konulardan biri Galatasaray koçu Efe Güven’in maç sonrası kameralara yansıyan ve güya takımını motive etmek için söylediği “We’ll f*ck them on the final” (onları finalde s…..) sözleri oldu. Çok detayına girmeyeceğim; fakat henüz sayın Efe Güven’den bir özür ya da düzeltme geldiğini görmedim, duymadım. Kim bilir belki de “rock” diyecekken farklı bir kelime ağzından kaçıvermiştir. (Zira ben de videoyu ilk izlediğimde gürültüden yanlış anlaşılıyordur diye düşünmüştüm, fakat dikkatlice dinleyince en azından öyle olmadığı anlaşılıyor) Türkiye’nin en değerli spor kulüplerinin başında sahaya çıkan bir kişi skandal bir söyleme imza atıyor ve üzerinden 2-3 gün geçmesine rağmen ne o kişiden ne de kulüpten bir özür ya da bir açıklama gelmiyor. Evet “Kadına şiddete Hayır” diye Tweet atmak bir dakikalık bir iş; fakat eylemleriniz Tweetlerinizle uyuşmuyorsa ne yazık ki samimiyetinize inanmak mümkün olmuyor. 

Tamam, ortada bir yanlış var ve o yanlışa tepki gösteriyoruz. Peki böyle bir olayın yaşanması her türlü tepkiyi meşru kılıyor mu? Daha net yazayım, Fenerbahçe Kadın Basketbol resmi Twitter hesabının güya yapılan harekete cevap olarak yazdığı “Gereğini yapmış, Final Four’a eze eze ağlatarak kalmış, Fenerbahçe pozu!” ibaresi çok mu masum? Kulübün resmi hesabının küfür içermediği sürece her türlü aşağılayıcı ibareyi kullanması normal bir durum mu? Olaya tek taraflı yaklaşmak, “onlar yaptı, o zaman benim de hakkım var” mantığıyla ilerlemek, sağda solda duyar yapar gibi gözükürken, kendi söylem ve davranışlarından bunu hayata geçirmemek ne kadar kabul edilebilir? Hatta bunların da üzerine Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi bir kişinin sosyal medyadan “Bundan sonra olacaklardan bu arkadaş sorumludur” şeklindeki paylaşımı da olası bir istenmeyen hadiseyi meşrulaştırma çabasının ötesinde, bu tip tepkilerin önceliğinin “kadına olan saygı”dan öte, takım fanatizmi ve olası olayları körüklemeye yönelik olduğunun açık bir göstergesidir. Bir tarafta basketbol parkelerine yakışmayacak bir söylem varken, diğer tarafta da taraftarları kine ve saldırganlığa teşvik eden, onları gaza getiren karşı bir söylem… İki takım taraftarlarının sosyal medyadaki paylaşımları da bu bölünme ve ayrımcılığın en önemli kanıtı. Kimse kendi tarafındaki yanlışı düşünmeden birbirine saldırıyor. Soruyorum, tehlikenin farkında mısınız? 

Belki yukarıda yazdıklarımdan sonra tepki çekeceğim, tartışmanın tarafları da bu satırlardan mutlu olmayacak; fakat “Kadına şiddete hayır!” derken, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” derken, bu söylemleri hayatımıza, eylemlerimize ve düşüncelerimize yansıtmadığımız sürece bir anlam ifade etmediğini de kabul etmeliyiz. Kadına olan saygımızı kelimelerle olduğu kadar eylemlerimizle de göstermemiz bir mecburiyettir. Samimi olmayacaksanız lütfen o sözleri hiç ağzınıza almayın! O insanlar özür dilemediği ya da görevlerinde kaldığı sürece samimiyetinize kendinizden başka kimse inanmayacak. Ve işin daha da acıklı yanı aynı insanlar muhtemelen Anneler Günü’nde, 8 Mart’ta ve benzeri günlerde Zübeyde Hanım’ın fotoğrafı üzerinden “kadına olan saygılarını” belirtecek; fakat birkaç gün sonra aynı kafa yapısıyla hareket etmeye devam edecekler. İki güzide kulübümüz de başarı ya da rekabet uğruna bu tip davranışlara izin verdikleri sürece kendilerine duyulan saygıyı ve insanların gözündeki değerlerini giderek kaybedeceklerdir. N’olur biraz duyarlı olalım ve günü kurtarmak için geleceğimizi riske atmayalım. Herkese iyi pazarlar…

1 YORUM

  1. İlla bir özür dilenecekse preposition yanlış kullanıldığı için özür dilenebilir. “On the final” değil de “at the final” ya da “in the final” demesi gerekirdi. Şaka bir yana ana dili İngilizce olmayanlar İngilizce konuşurken bu hatayı çok yapıyor. Bu kelimeyi İngilizce olarak söylemek birçok insana çok kolay geliyor. Tavsiyem odur ki bu kelimeyi bu kadar kolay kullanmak yerine en azından kick their a.. ile filan değiştirsinler belki biraz daha kabul edilebilir olur. Ben toplantılarda duyuyorum bu kelimeyi bazen iş ortamında. Artık anlamak lazım bunun türkçesini söylerken nasıl tereddüt ediyorsan ayıp olur bana yakışmaz diye, İngilizce sini de söylerken aynı şekilde imtina etmek gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here